Bakalım Kahramanımızı Ne Maceralar Bekliyor?

Bu bir yurt dışına yerleşme hikayesi. Bir göç hikayesi... Tamamen kişisel tecrübelerimden ve öğretilerimden oluşuyor ve tavsiye niteliği taşımıyor. Şimdilik 3 kısım olarak düşündüm. 1. kısım karar verene kadarki aşama, 2. kısım karar anından taşınmaya kadar ve 3. kısım da taşınma sonrası ilk haftalar… Hazırsanız başlıyoruz.

1. Kısım : Kararlarımızı biz mi alırız, yoksa zamanı gelince çizilen yolumuzu mu yürürüz?



Bu soru hep kendi kendime sorduğum, cevabını aradığım sorulardan biri oldu. Tabii ki hala cevabı yok. Zaman zaman birine yaklaşırım, zaman zaman diğerine. Bazen de iç içe geçerler. Bu da öyle zamanlardan biriydi işte.


Her şey tam olarak nasıl başladı bilmiyorum. Yıllardır “wishfull thinking - olumlu şekilde umut besleme” egzersizi olarak Sarp’ı yurt dışında okutsam söylemi ile mi, bundan seneler evvel karşıma çıkan bir iş fırsatını Sarp küçük olduğu için kabul edemediğim zaman mı, yoksa daha öncesinde üniversitede bir sene değişim program ile USA’e gitme fırsatını kaçırdığımda mı? Yoksa Feldafing’de karşılaştığımızda mı başladı hikaye? Ömrüm boyunca hiç ülke, şehir hatta okul ve şirket değiştirmemenin sonucu mu? Sevdiğim birçok insanın yurt dışına yerleşmesi yüzünden mi? Belki de Gezi zamanı başladı, yavaş yavaş büyüdü içimde, bilemiyorum.


Nasıl başladı bilmiyorum ama salgın ve yeni düzen ve son 1,5 sene yaşananlarla buraya geldiği kesin. Bütün bu olanlar bizi adım adım hazırladı. Sanki taşlar yerlerine oturdu ve her şey beni, bizi bu ana getirdi.


Ve tabii gelen telefon ve bizimle çalışmayı düşünür müsün sorusu da var. Düşünürüm tabii ama böyle bir karar nasıl alınır ki? Düşünerek bulabilir mi insan böyle soruların cevabını?

Oğlumu da alıp başka bir ülkeye yerleşmek istiyor muyum? Dilini bilmediğimiz bir ülkede yaşayabilir miyiz, nasıl adapte olacağız? Orada geçimimizi sağlayabilir miyim? Peki ya sevgilim, ailem, dostlarım, Sarp’ın babası? Peki ya evim, çocukluğum, tüm hayatım? Peki, bunu istiyor muyum gerçekten? İstiyorum diyelim, yapabilir miyim, yapabilir miyiz? Yaptık diyelim, mutlu olacak mıyız, ya pişman olursak? Bütün bu sorumluluğu almaya, yükü taşımaya, konfor alanımdan çıkmaya hazır mıyım?


Şimdi düşündüm de hangi kısım daha zor diye, sanırım karar alma kısmı en zoruydu. Fiziksel olarak değil belki ama ruhsal yükü omuzlarımda, sırtımda, tüm vücudumda hissettiğim şekliyle belki fiziksel olarak da…

Karar vermek için kısa bir zamanım vardı. Belki de böylesi daha iyi oldu. Yoksa insan uzun süre buna dayanamayabilir. Günlerce kafamda düşünceler, artılar/eksiler, karar matrisi, risk planı, proje planı, A planı, B planı, ya şöyle olursa, ya böyle olursa!


Sonra kaçmak isteği. Biri benim yerime karar verse, yok canım daha neler, vermese tabii ki. Karar vermek istemiyorum, yorganı başıma çekip uyumak istiyorum. Ben bu kadar büyük kararlar alacak kadar büyümedim ki, küçüğüm ben daha! 41 yaşındasın Derya, kendine gel! Kendime mi geleyim?! Nasıl geleyim?


Yani özetle bol bol kendimle konuştum! Arada tartışmış da olabilirim! :) Güvendiğim insanlarla da konuştum. Bu kararımı etkileyecek insanlarla. Ve tabii bu karardan etkilenecek insanlarla.


Sarp’ın inanılmaz istekli olması mesela beni çok cesaretlendirdi. Sevgilimin ne seçersen seç arkandayım, yanındayım, mutlaka bir yolunu buluruz demesi. Ailemin, dostlarımın pozitif, destekleyen yaklaşımları. Şirketi, bölümü ve bazı ekip arkadaşlarımı tanıyor olmak. Yeni yöneticimin, ekip arkadaşlarımın ve görüşme yaptığım kişilerin tutumları ve teşvik eden tavırları. Benden önce bu kararı almış, cesaretle yürümüş ve başarmış dostlarım, tanıdıklarım.


Yani aslında her şeyde olduğu gibi; hem yalnızız hem de değiliz ya… Burada da böyle oldu.


Ve sonra bir gün çok sevgili bir Mentee’min sorduğu bir soru ile kendimi gelecek senaryolar içerisinde hayal etmeye başladım. Bu haberi insanlara nasıl veriyorum? Ne söylüyorum onlara, daha da önemlisi ne hissediyorum haberi verirken? Uçakta ne hissediyorum? İşe başladığım ilk gün peki? Nasıl bir hayatım var? Nasıl bir hayatımız var? Neler yapıyoruz sıradan bir günde? Ve tüm bunlardaki hissim ne? Daha çok hislere odaklandığım bir hayal etme süreci… Sanıyorum burası düğümün çözüldüğü yer oldu benim için.




Ve sonra dedim ki kendime (kendimle konuştuğumu söylemiştim):


“Kızım çık artık şu Fazilet apartmanından!”

Fazilet apartmanı burada metafor olarak güvenli evi ve konfor alanını temsil ediyor tahmin edeceğiniz üzere.


Ve işte Bakalım Kahramanımızı Ne Maceralar Bekliyor? 1. Kısımın sonu.


Kutlamalar başlasın! 2 ay sonra taşınıyoruz! - 2. Kısım çok yakında :)


#pazarkaralamalari #bakalimkahramanimizinemaceralarbekliyor #birgochikayesi #munih #yasam #secim #karar

437 views

Recent Posts

See All