Beni uzaylılar mı getirdi?


Aidiyet duygusu yoksunu oldum ben hayatım boyunca. Ne bir takım taraftarlığı, ne mezunlar derneği, ne kulüpler, ne kurumlar, ne görüşler ve inançlar, ne topluluklar; hiç birine ait hissetmedim kendimi. Çocukken ablam beni korkutmak için uzaylılar getirdi seni denek olarak, aslında biz senin ailen değiliz derdi, “Hayır işte anneme soracağım yalan söylüyorsun.” dediğimde de “Sor, doğruyu söylemez ki!” cevabını alırdım. Kabul etmek lazım yaratıcıymış. Benim bu dünyaya ait olmama hissimin temelleri buraya dayanıyor olabilir. (Seni çok seviyorum ve bugün özellikle çok ama çok özledim sevgili ablacığım.)

Bu duygudan kaçmak için önce kitaplara, sonra da spora ve müziğe sığındım. Kitap okurken uyumayı ve yemeyi unuttuğum çocukluktan ergenliğe geçiş yıllarını önce Kadıköy’de pasajlarda kaset doldurtma, tabii ki walkman ve sonra da internetle birlikte mp3’ler izledi. Annemlere çalsan bugün bile tanırlar Cranberries - Zombie’yi! Boğaz çakralarını açmayı o yıllarda keşfetmişim demek ki farketmeden.


Yine Pazar günleri annem uyusun diye babamın sabahları bizi Belgrad ormanına yürüyüşe götürdüğü yıllardan; ablamın yaptığı her şeyi ben de yaparım rekabet duygusuyla ortaokul ve lise yıllarında voleybola geçişle bir takımın parçası olmayı ve belki de aidiyet duygusuna az da olsa yanaştığım tek dönemi yaşadım. Uzun sürmedi.


Tüm bu süreçlerde teknolojiyle değişen müzik çalarlar ve kulaklıklar ise baki kaldı. Zoraki akraba ziyaretleri veya araba yolculukları gibi odama kapanamayacağım durumlarda kulağıma kulaklıklarımı takar ve kendi dünyama kaçardım. Üniversite yılları ile tavan yapan ait olmama hissimi sürekli Radiohead - Creep dinleyip kağıtlara “What the hell am I doing here? I don’t belong here!” yazarak hafifletmeye çalışmak da işe yaramayınca okulu minimum devam ve canım arkadaşlarımın al şu notları çalış deyip beni kolumdan tutup sınavlara sürüklemeleriyle bitirebildim. Üçüncü sınıf itibari ile de çalışmaya başlamıştım zaten.


İş dünyası ise dinamikliği ve sürekli değişen görev, ekip, sorumluluk gibi unsurlarıyla spordakine benzer mücadele, başarma ve birlikte üretme hisleriyle daha doyurucu bir dünya oldu benim için. Yine de 2-3 senede bir rahat battı, yeni roller, yeni mücadeleler, ekipler ve sorumluluklar aradım durdum.


Bu aidiyet yoksunluğuyla evliliğin birlikte uzun süre gitmeyeceği de ancak tecrübe edilince öğrenilen bir şey oldu. Bunların tam ortasına düşen annelik deneyimi ise bambaşka bir yazının konusu, şimdi hiç oraya girmeyeyim. Hayat sürekli bizi sınıyor öyle değil mi? Yine de klasik kabul görmüş annelik kalıplarına uymayı beceremediğimi söylememe gerek yok sanırım.


Bugün kulağımda müziğim, ormanda koşarken bunları düşündüm işte. Zaman zaman uyumsuzluk, bencillik, vefasızlık eleştirileri alsam da ait hissetmekte zorlandığım bir dünyada bu yaşa gelmeyi başardım öyle böyle. Hiç fena değil bence. Abla doğruyu söyle, beni uzaylılar mı getirdi?


#pazarkaralamalari

© 2023 by Derya Iren